Yemine
Dair Çeşitli Meseleler
Yemin birkaç tane olunca, keffaretler de ona göre olur. Yeminlerin yapıldığı
yer değişmese de yine hüküm böyledir.
Buna göre, bir kimse şöyle yapacağına veya
yapmayacağına "Vallahi" diye yemin ettikten sonra başka
başka yerlerde benzeri yeminler yapsa, yeminler birkaç tane olur. Bozduğu
bu yeminlerin her birinden dolayı ayrı ayrı keffaret ödemesi
gerekir. Fakat İmam Muhammed'e göre, yemin keffaretleri çoğalınca,
bunlar bir keffaret ile ödenir. Tercih edilen görüş budur.
"Vallahi falan ve falan kimselerle konuşmayacağım"
yahut "falan ve falan yerlere gitmeyeceğim" gibi sözler bir
yemin sayılır. Onun için o iki kimseden yalnız birisiyle konuşulsa
veya o iki yerden yalnız birine gidilse, yemin bozulmuş olmaz.
"Vallahi yemek ve su tatmam" denilmesi de böyledir. Bunlardan
birini tatmakla yemin bozulmuş olmaz. Ancak bunlardan her hangi birini
tatmaya niyet etmişse, o zaman bunlardan birini tatmakla yemini bozulur.
Olumsuz bir ek ilâvesiyle: "Vallahi ne falan ve ne de falanla konuşurum"
veya: "Vallahi ne yemek ve ne de su tadarım" denilse bu, iki
yemin olmuş olur. Hangi biri ile konuşulsa veya herhangi biri tadılsa,
yemin bozulmuş olur ve keffaret gerekir.
Yeminlerin hükmü, örfde kullanılan sözlere göredir. Yemin
edenin maksad ve niyetine göre değildir. Onun için bir kimse, bir şahsa
hiç bir şey vermemek maksadı ile: "Ben sana para vermeyeceğim,"
diye yemin etse, ona paradan başka bir şey vermekle yeminini bozmuş
olmaz. Çünkü söz ve yemin para lâfzı ile yapılmıştır.
Örfde (gelenekte) başka şeye para denmez. Yine bir kimse: "Evde
oturup dışarıya çıkmam" diye yemin etse, o evin bacasından
veya penceresinden çıkmakla yemininde hanis (yeminini bozmuş) olmaz.
"Şu odaya girmem" diye yemin edildiği halde, onun
harabesine girildiği takdirde de hüküm böyledir. Çünkü harabe örfde
oda sayılmaz.
Yeminler, yapıldıkları beldelerin örfüne (geleneğine)
göre değerlendirilir. Onun için bir kimse: "Baş yemeyeceğine"
yemin etse, bu yemini, bulunduğu beldede satılan başlara bağlı
kalır. Serçe ve çekirge gibi hayvanların başlarını
kapsamaz. Bunları yemekle yeminini bozmuş olmaz.
Yine, bir kimse "meyve yemeyeceğim" diye yemin etse,
yemini beldesinde örfen meyve sayılan şeylere bağlı kalır.
Yaş üzüm gibi, meyve sayılmayan şeyleri kapsamaz. Anlaşılıyor
ki, yeminde kullanılan bu gibi umumi ifadeler, örf ile özelleştirilip
kısıtlanıyor.
Aklen mümkün olup da âdet bakımından muhal olan bir şeye
yemin, hemen hanis olmayı gerektirir. Bunun için bir kimse: "Ben göğe
çıkacağım, ben şu taşı altın yapacağım"
diye yemin etse, hemen hanis olur (yemini bozulur ve keffâret ödemesi gerekir.)
Fakat böyle bir yemin, bir vakte bağlanmış olursa, o vakit
çıkmadıkça hanis olmaz. "Vallahi şu demiri on güne kadar
elmas yapacağım" diye yemin edilmesi gibi. Bu yemin üzerinden on
gün geçmeden hanis olmayacağı gibi, on günden önce ölse yine
hanis olmaz, keffaret de gerekmez.
Zaman belirlemeksizin yapılan yeminlerde, yemin edilen şey imkânsız
hale gelmedikçe yemin bozulmaz. Fakat iş imkânsız hale gelince,
yemin bozulur ve keffaret gerekir. Bir kimse bir zata hitaben: "Vallahi ben
seni ziyaret edeceğim" dediği halde uzun bir müddet ziyaret
etmese, yemini bozulmaz. Fakat ziyaret etmeden o yemin eden veya ziyaret
edilecek zat ölürse, yemin bozulur (hanis olur.)
Zaman belirlenince, o zamanın sonuna bakılır. "Ben,
seni yarın ziyaret edeceğim" diye yemin edilmesi gibi ki, o günün
güneş batması zamanına kadar devam eder. O gün ziyaret yapılmadan
güneş batınca yemini bozulur.
Bir hududa bağlı olan bir yemin, o hududun kalkması ile geçersiz
olur. Çünkü yeminde durmaya bir imkân kalmamıştır. Bunun için
bir kimse: "falan zat izin vermedikçe, ben şu kimse ile konuşmam"
diye yemin edip de, o zat izin vermeden ölse, artık yeminin bir hükmü
kalmaz. Yemin eden şahıs, o kimse ile konuşur ve bundan dolayı
da keffaret gerekmez.
"Sen borcunu vermedikçe senden ayrılmam" diye yemin yaptıktan
sonra, borcun bağışlanması da bu türdendir. Artık
yemin kalkmış olur.
Fakat İmam Ebû Yusuf'a göre, bu gibi hallerde yemin devamlılığını
sürdürür. Artık şart (mesela konuşma) ne zaman gerçekleşirse
yemin bozulur ve keffaret veya şarta bağlanan ceza gerekli olur.
Yemin edilen şeyin yok olması veya gitmesi, yemin bağlantısına
engel olur. Buna göre bir insan: "Falana şu hakkını yarın
veririm" diye yemin ettiği halde, bugün verecek olsa yemininde hanis
olmaz (yemini bozulmaz) ve keffaret gerekmez. Bu mesele İmam Azam ile
İmam Muhammed'e göredir. İmam Ebû Yusuf'a göre, ertesi gün olunca
hanis olur.
Yeminler evvelce söylenmiş bir söz veya işle bağlantılı
olur. Buna göre bir kimse, hazırlanan belli bir yemeğe davet
edilmekle: "Vallahi ben yemem" diye yemin etse, bu yemini o belli yemeğe
bağlı kalır. Başka bir yemek yemesi ile hanis (yeminini
bozmuş) olmaz.
Yeminler mümkün olan bir mertebe ile bağlı kalır. Bunun
için: "Falan şahsı şu eve sokmayacağım" diye
yemin edilse, bakılır: Eğer yemin eden o evin sahibi ise, o
şahsı eve girmekten hem söz, hem de fiil ile mümkün olduğu
kadar engellemesi lâzım gelir. Değilse, eve girmekle hanis olur.
Fakat ev başkasının olduğu takdirde, yalnız sözle
engellemesi yeterlidir. Çünkü kiracılıktan dolayı onu bilfiil
çıkarmak hakkına sahib değildir. Yemin eden için mümkün olan
böyle sözle çıkarmaya teşebbüs etmektir.
Yine, bir şahsa hitaben: "Ben, seni hapsettirmem", diye
yemin eden kimse, o şahsı hapsettirmek isteyen alacaklılara karşı
sözü ile engel olmaya çalıştığı halde, engel
olamazsa hanis olmaz (yemini bozulmaz).
Yine, "Falan şahıstaki alacağımı bugün
onda bırakmayacağım" diye yemin eden kimse, o gün hakime başvurup
alacağını istese (dava etse), borçulunun da inkârı üzerine
ona yemin teklif edilmesini istese, artık hanis olmaz. Çünkü kendisi için
mümkün olan bundan başka bir şey yoktur.
Yeminler nisbetin kaybolması ile son bulur. Şöyle ki: "Falan
şahsın evine girmem." veya "yemeğinden yemem,
elbisesini giymem, zevcesiyle ve dostu ile konuşmam" diye yemin eden
kimse, ev satıldıktan sonra o şahsın evine girse veya yemeğinden
yese veya elbisesini giyinse veya kendisinden tamamen ayrılan zevcesi ile
veya o adama düşman kesilen dostu ile konuşsa, yemini bozulmuş
olmaz. Fakat yeniden satın alacağı bir eve girse veya yemeğinden
yese veya elbisesini giyse veya nikâhlayacağı yeni zevcesi ile veya
edineceği yeni bir dostu ile konuşsa, yemini bozulur ve keffaret
gerekir.
Ev, yemek ve elbise işaretle belirtilmiş olsun veya olmasın
fark etmez. Çünkü bunlardan dolayı sahiblerine düşmanlık
edilmez. Fakat zevceye veya dosta işaret ederek: "Şu karısı
ile, şu dostu ile konuşmam" diye yemin edilirse, yemin bunlara bağlı
kalır. Bunlarla zevciyet veya dostluk ilgisinin kalkmasından sonra da,
onlarla konuşulursa hanis olur (yemin bozulur ve keffaret gerekir). Çünkü
bunların zatlarına düşmanlıktan dolayı yemin edilmiş
olması mümkündür.
Bir kimse karısına veya borçlusuna: "Benim iznim olmadıkça
evimden veya şehirden bir tarafa çıkmayacaksın", diye yemin
etse, bu yemin zevciyet ve alacağın devamına bağlanır.
Zevciyet kalktıktan veya borç ödendikten sonra çıkacak olsalar, artık
o yemin eden kimse hanis olmaz (yemini bozulmuş olmaz).
Yeminin bir cümlesinde bulunan bir belirsizlik, aynı cümledeki diğer
bir belirsize dahil olur. Fakat belirli olan bir şey, belirsize dahil olmaz.
Buna göre, bir insan: "Şu eve kim girerse, şöyle olsun"
diye yemin etse, o eve kendisinin girmesi ile de hanis olur. O ister kendine ait
olsun, ister olmasın fark etmez. Fakat: "Şu evime her kim girerse,
şöyle olsun" diye yemin ederse oraya kendisinin girmesi ile hanis
olmaz. Çünkü evi kendisine nisbet etmekle kendisi belirlenmiş oluyor.
Artık aynı cümlede bulunan belirsiz bir anlama dahil olmaz.
Başkasına hitaben: "Senin şu evine her kim girerse,
senin yemeğinden her kim yerse, şöyle şöyle olsun" diye
yapılan bir yeminde de, muhatabın o eve girmesiyle veya o yemekten
yemesiyle yemin bozulmuş olmaz (keffaret gerekmez).
Yemin ifadesinin bir cümlesindeki belirlilik, diğer bir cümlesindeki
belirsizliğe dahil olur.
Örnek: Bir kişi kendi kölesine hitaben: "Bana şu
haberi her kim müjdelerse, sen azad ol" diye şarta bağlayarak
yemin ederse, o haberi bizzat kölesi de müjdelese, köle azad olur. Demek ki,
bu durumda, "Sen azad ol" hüküm cümlesine muhatap olan köle
"her kim müjdelerse" şart cümlesinin kapsamı içine girmiş
oluyor.
Bir kimse âdete göre bizzat kendisinin de yapabileceği bir işi
yapmamaya yemin ettiği halde, o işi kendisi için başkasına
vekâlet ve emir suretiyle yaptırsa, bakılır: Eğer o işlem,
hukuku bizzat yapana ait işlemlerden ise, bunun yapılmasından
dolayı o kimse hanis olmaz. Alım, satım, kiraya verme, kiralama,
bir maldan ikrar yolu ile sulh olma, bir malı bölme, bir davayı ikrar
veya inkâr yolu ile cevablama, akıl ve baliğ olan bir çocuğu
evlendirme gibi işlemler bu türdendir.
Örnek: Bir kimse: "Vallahi ben bu evi satın almayacağım"
diye yemin ettiği halde, onu bir vekil aracılığı ile
satın alsa, yemininde hanis olmaz. Fakat yemin edilen işlem, işi
yapana ait olmayıp müvekkile ve emreden kimseye ait işlemlerden ise,
bu işi vekil ve emir suretiyle yaptırmakla da o kimse hanis olur.
Evlenme, boşanma, mal karşılığında boşanma
hibe, sadaka, havale, vasiyet, vakf, emanet, ariyet verme ve alma, borç alma, kısastan
dolayı sulh, emanet verip alma, borcu ödeme, borcu alma, elbise dikme,
elbise giydirme, hayvan kesme, hayvana bindirme, küçük yaştaki çocuğu
evlendirme gibi...
Örnek: "Vallahi falan kadını nikâhlamayacağım"
diye yemin eden kimse, o kadını bir vekil aracılığı
ile nikahlasa, yemininde hanis olmakla üzerine keffaret gerekir. Çünkü bu
hususta vekil, bir araç ve bir elçiden başka bir şey değildir.
Bu işlemin bütün hakları o yemin edene aittir.
"Şunu, şu adama bağışlayacağım"
diye yemin eden kimse, o şeyi bağışladığı
halde, o adam kabul etmese hanis olmaz (yemini bozulmuş sayılmaz).
Ariyet, vasiyet, ikrar gibi, diğer bağış suretiyle olan sözleşmelerde
de hüküm böyledir.
Fakat: "Şu malı falan zata satacağım" diye
yemin eden kimse, o malı sattığı halde o zat malı kabul
etmese hanis olur (yemini bozulmuş olduğundan keffaret gerekir). Çünkü
satma işlemi kabule bağlıdır. Yalnız sattım
demekle bağlantı olmaz. Satma işlemi de yapılmamış
olur. Kiralama, nikâh ve rehin gibi, iki tarafın icab ve kabulleri üzere
yapılan diğer işlemlerde de hüküm böyledir. Bunlar üzerindeki
yemin, olumsuz olarak yapıldığı takdirde de bu hüküm
uygulanır. Örnek: Bir kimse: "Şu malı falan adama bağışlamayacağım"
diye yemin ettiği halde, bağışlayıp da o adam kabul
etmese, hanis olur. Aksine olarak: "Satmayacağım" diye yemin
ettiği halde satsa da o adam kabul etmese, hanis olmaz.
Demek oluyor ki, hibe gibi bağışlamalarda, yalnız bağışlayıcının
icabı (tek taraflı irade beyanı) yeterli oluyor. Fakat alış-veriş
ve kiralama gibi karşılıklı irade beyanlarını (icab
ve kabulü) gerektiren işlemlerde, yalnız bir taraftan yapılan
icab beyanı yeterli olmuyor. Kabulün de bulunması gerekiyor.
Sohbet ve birbiriyle anlaşıp yaklaşma, lezzet ve acı
duyma, üzüntü ve sevinç gibi sağlığa bağlı bulunan
işlerde, yemin, yalnız sağlıkla kayıtlanır. Ölünün
diriye ortak olacağı işlerde ise, hem hayat, hem de ölüm
hallerinde geçerli olur.
Buna göre, bir kimse, bir adama hitaben: "Seninle konuşursam,
senin yanına girersem, seni öpersem, seni döğersem şöyle olsun"
şeklinde yemin ettikten sonra, o adam ölse, artık yeminin bir hükmü
kalmaz. Ölü halinde olan o adama söz söylemekle veya yanına girmekle
veya onu öpmekle veya onun cesedine vurup dövmekle yemin bozulmaz ve ceza
gerekmez.
Fakat: "Seni yıkarsam, sana elbise giydirirsem, sana dokunursam,
seni bir şeye bindirirsem, seni taşırsam" şeklinde
yemin etse, onu öldükten sonra yıkamakla, kefenlemekle, vücudunu okşamakla,
bir şeye bindirmekle veya taşımakla hanis olur, keffaret gerekir.
"Falan kimse ile konuşmayacağım, söz söylemeyeceğim"
diye yapılan yemin, o kimseye sadece işaret etmekle, mektub yazmakla
veya haber göndermekle bozulmuş olmaz. Çünkü bu işler, konuşma
ve söyleme sayılmaz.
"Konuşmayacağım" diye yemin eden kimse; namazda
Kur'an okumakla veya tesbih çekmekle hanis olmaz (yemini bozulmaz). Namaz dışında
ise bir görüşe göre hanis olur, diğer bir görüşe göre olmaz.
Çünkü bu okuma, örfde konuşma sayılmaz. Diğer kitabları
okumada da alimlerin ihtilâfı vardır.
"Oruç tutmam" diye yemin eden kimse oruca niyet edip başlayınca
hanis olur. Çünkü orucun mahiyeti mutlak surette imsaktan ibarettir. O da,
oruca başlamakla gerçekleşmiş olur.
"Namaz kılmamaya" yemin eden kimse, namaza başlayıp
ilk rek'atta secdeye alnını koymakla hanis olur. Çünkü böyle bir
rekat kılınmadıkça namazın mahiyeti tamamen bulunmuş
olmaz.
"Hac yapmamaya" yemin eden bir kimse de, sahih bir hacca başlayıp
farz olan tavafın çoğunu yapınca hanis olur.
"Zevcesini döğmemeğe" yemin eden kimse, onun saçlarını
çekse veya gerdanını ısırsa veya sıkıştırsa
veya burnuna dokunup kanatsa bakılır: Eğer bunları öfke
halinde yapmışsa hanis olur. Oynaşma halinde yapmış ise,
sahih olan görüşe göre hanis olmaz. Bununla beraber bu döğmekte acı
vermek şarttır. Maksada gelince, bunda iki görüş vardır.
Bir görüşe göre, kasıd da şarttır. Diğer bir görüşe
göre şart değildir. Onun için böyle yemin eden kimse, başkasını
döğmek isterken, yanlışlıkla zevcesine vuracak olsa,
birinci görüşe göre hanis olmaz, çünkü kasıd bulunmamıştır.
Buna örfen de döğme denmez. İkinci görüşe göre hanis olur;
çünkü döğme işi gerçekleşmiştir (bunda kasıd
aranmaz).
"Yeryüzünde oturmamaya" yemin eden kimse, yere bitişik
olmayan bir sergi, bir hasır, deri veya tahta üzerine otursa hanis olmaz.
Yine: "Şu döşek üzerinde uyumamaya" yemin eden
kimse, o döşek üzerine konulan başka bir döşek üzerinde uyusa
hanis olmaz.
Yine: "Şu tahta üzerinde uyumamaya" yemin eden kimse,
onun üzerine konulan diğer bir tahta üzerinde uyusa, yemininde hanis
olmaz. Fakat döşek üzerine bir yüz takılsa veya tahtanın üzerine
bir sergi çekilse, bir hasır döşense hanis olur.
"Yatağımda" veya "şu yatakta
uyumam" diye yemin eden kimse, bedenin çoğunluğu ile o yatağa
girip uyumadıkça hanis olmaz.
"Bir yere veya bir eve ayağını basmayacağına"
yemin eden kimse, o yere sonradan yürüyerek veya bir şeye binerek gidecek
olsa hanis olur. Çünkü bir yere ayak basmak, örfde oraya girmek demektir.
Fakat böyle yemin ederken yürüyerek girmeyeceğini kasdetmiş
bulunursa, binitli olarak girmekle hanis olmaz. Çünkü sözünün gerçeğini
dilemiş olur.
"Bir yere girmeyeceğine" yemin eden kimse, oraya tutulup
sokulsa, hanis olmaz. Bu davranışa karşı çıkmasa da hüküm
aynıdır. Çünkü yemini, bizzat kendisinin gitmesi ile ilgilidir.
Fakat bu yere sonradan kendisi girecek olsa, hanis olur.
Şiddet ve zorlama, bir maksadı gidermeyeceği cihetle,
yeminin akdine engel olmaz. Buna göre: "Siz belli şeyi yemeyeceğim"
diye zorla veya rızası üzere yemin eden kimse, o şeyi sonradan
şiddet ve zorlama ile yiyecek olsa hanis olur. Yine baygın veya mecnun
olduğu halde yediği takdirde de hüküm böyledir.
Fakat: "İçmeyeceğine" yemin ettiği bir şeyi,
başkaları zorla boğazına akıtacak olsalar hanis olmaz.
Çünkü bunda kendi işi bulunmamıştır. Sonradan kendi rızası
ile içerse hanis olur.
(İmam Şafiîye göre zorlama, yemin bağlantısına
engel olur.)
"Vallahi yersem, içersem, giyersem şöyle olsun"
şeklinde yemin eden kimse, her ne yese, ne içse, ne giyinse hanis olur. Eğer
ben şu yemeği, şu suyu veya şu elbiseyi kasdettim dese,
benimsenen görüşe göre gerek kaza (mahkeme hükmü), gerekse diyanet bakımından
sözü kabul edilmez.
Fakat, "Vallahi bir şey yersem, bir şey içersem, bir
şey giyersem şöyle olsun" diye yemin eden kimse, bununla belli
bir şeyi kasdetmiş olduğunu söylerse, kaza (hüküm) bakımından
değil de, diyanetçe tasdik olunur.
"Falan şahsın kardeşleri, zevceleri, dostları
ile konuşmayacağım" diye yemin eden kimse, bunların
hepsi ile konuşmadıkça hanis olmaz. Kardeşlerinin veya dostlarının
bir kısmı ile konuşmuş olsa da hanis olmaz; çünkü yeminde
bunların tümü murad edilmiştir. Fakat o şahsın yalnız
bir kardeşi veya bir zevcesi veya bir dostu olduğunu bildiği
halde böyle yemin etse, yalnız biri ile konuşmakla hanis olur.
Bir kimse, başkasındaki bir alacağını taksit
taksit almayacağına yemin ettiği halde, orıdan bir miktarını
alacak olsa, bundan sonra geri kalanını da almadıkça hanis olmaz.
Bir kimse: "Malı bulunmadığına" dair yemin
ettiği halde, ticaret için olmayan eşyası, akarı veya
arazisi bulunsa, bununla hanis olmaz, çünkü bunlara örfde mal denmez,
denilirse hanis olur.
"Ben bu işi elbette yapacağım, şu adamı
elbette ziyaret edeceğim" şeklinde yapılan yeminler, bir
defa için geçerlidir. Bir defa ziyaret yapılınca yemin yerine gelmiş
olur.
Çocukların, delilerin, uykuda bulunanların yeminleri geçerli
değildir. Fakat sarhoşluk veren içkilerden birini içmiş olan
bir sarhoşun yemini, aklı başında olanın yemini gibidir.
Çünkü onun sarhoşluğu, kendi kasıd ve iradesine bağlıdır.
Onun için ettiği yemine bağlı kalmazsa hanis olur.
"İnşallah Allah dilerse" şeklinde
istisnada bulunarak Allah'ın dilemesine bağlanan yemin ve adaklarda,
yemine veya adağa aykırı bulunmak hali düşünülemez. Bunun
için bir kimse: "Allah'a kasem ederim ki, yarın inşallah şu
işi yapacağım" diye yemin etse veya.: "Şu işim
olursa, İnşallah şu kadar gün oruç tutayım" diye
adakta bulunsa da ertesi gün o işi yapmamış olsa veya işi
olduğu halde adadığı orucu tutmasa hanis olmaz ve günah işlemiş
olmaz. Çünkü bu halde o işin yapılması veya orucun tutulması,
Yüce Allah'ın dilemesine bağlanmıştır. Allah'ın
herhangi bir işi dileyip dilemediği,o iş meydana gelmeden önce
bizim tarafımızdan bilinemez.
Bu gibi istisnalar (Allah dilerse sözleri), İmam Azam ile İmam
Muhammed'e göre sözün hükmünü geçersiz kılar. O sözü kesinlik
halinden çıkarır. İmam Ebû Yusuf'a göre de, o bir şart
yerindedir. Artık o şart bizce gerçekleşmedikçe (yemin anında
o işin meydana gelmesi bizce bilinmedikçe) ceza gerekmez.
(İmam Malik'e göre, bu istisna halinde de, yeminin ve nezrin hükmü
lâzım gelir. Çünkü her şey Allah'ın dilemesine bağlıdır.
İnşallah denmesi, teberrük içindir. Bundan dolayı onu söylemekle
yapılan yeminin veya nezrin hükmü değişmez.)