Haberler

DAEŞ’i Kim, Ne Zaman, Nasıl Ve Nerede Kurdu?

daesi-kim-ne-zaman-nasil-ve-nerede-kurduYeni Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer, ”DAEŞ’i kim, ne zaman, nasıl ve nerede kurdu?” başlıklı yazısında DAEŞ’le ilgili çarpıcı detaylara yer verdi.

İşte Kemal Özer’in o yazısı:

Terör, Türkiye yahut bir Müslüman ülkeyi vurunca batı ve pek çok batılıyı mutlu ediyor. Oysa terör kimi vurursa vursun biz asla onlar gibi aşağılık bir haz yaşamayız. Aksine sanki bizi vurmuş gibi üzülürüz.

Çünkü biz Müslümanız ve hiç kimsenin katledilmesine rıza göstermeyiz. İnansın ya da inanmasın bize silah doğrultmayan herkesin hayat hakkına saygı duyarız. Lâkin batılı politikacılar, şirketler, bürokratlar ve diplomatlar genellikle böyle düşünmezler.

İçimizdeki aynı genetik kökten gelen ve benzer zihnî sapkınlığı yaşayan hâinler de böyledir. Dış düşmanla, iç hâinin ortak paydası İslâm düşmanlığı. Bu düşmanlık yüzünden sadece bir et yığınından ibaret kalplerini kaplayan kin ve gözlerini bürüyen nefret ateşini, Müslüman’a ve Müslümanları temsil eden güçlü kişilere yöneltiyorlar.

DAEŞ NE ZAMAN KURULDU?

İşte terör örgütü DAEŞ de bu kinin bir neticesi olarak, İslâm ve Müslümanlara zarar vermek için üretilmiş bir canavar.

1 Haziran 2015’de Londra’da bir dava görülür. Davanın zanlısı İsveçli Bherlin Gildo, konusu ise Suriye’de terörist faaliyet yürütmek.

Londra’da yayın yapan Guardian gazetesinin yazarı, Seumas Milne davanın safahatını şöyle naklediyor: Irak’ta ortaya çıktıktan sonra, Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerine yayılan DEAŞ, Bush ve Blair tarafından Irak işgali sırasında kuruldu.

BHERLİN GİLDO İFŞA EDİNCE…

İsveçli terör zanlısı Bherlin Gildo terör örgütü DAEŞ’in, Britanya istihbaratı MI6 ile Amerika’nın dış istihbarat örgütü CIA tarafından kurulduğunun belgelerini mahkemeye sununca, davasının serencamı birden bire değişiyor.

Gildo’nun yaptığı şey, hem mahkemeyi hem de batıyı son derece rahatsız eder. Bunun üzerine terör zanlısının davası kapatılır. Adâletin küçük düşmesi umurunda olmayan mahkeme hâkimi, “istihbarat servislerinin mahcup düşmesini engellemek” maksadıyla davanın düşürülmesine karar verir.

İşte batının en gerçek yüzü bu idi. Guardian yazarı Seumas Milne o yazısında, ABD ve İngiltere’nin, DAEŞ’in kurulmasının yanı sıra yükselişinde de büyük rol aldığını, aynı şekilde el-Kaide’nin de aynı devletlerin elinde büyüyüp geliştiğini kaydetti.

DAEŞ NEDEN KURULDU, NASIL TEDAVİ EDİLİR?

General Petraus liderliğindeki ABD güçlerinin, Irak’taki direnişi zayıflatmak adına bağnaz ölüm timlerini sahaya sürdüğünü yazan Milne, El Salvador tarzı bir kirli savaşı desteklemesiyle, Irak işgali boyunca yeniden dizayn edildiğini, DAEŞ’in aynı şekilde Libya’ya da sokulduğunu belirtiyordu.

“Açık veya gizli savaş” çıkarmak isteyen batılıların onu sürekli geliştirip, -kuduz köpekler gibi- çevreye saldırtılarak güçlendirdiğini belirten yazar, bu canavarın bunu kuran güçler eliyle yenilemeyeceğini belirttikten sonra nasıl tedavi edileceğini de şu çarpıcı cümlelerle tarif etmişti: “Bu hastalığı tedavi edebilecek olan virüsü üretenler değil, bölge halkının ta kendisidir!”

DAEŞ’İ LİBYA’YA SOKTULAR

Zikrettiğimiz bu dava, sadece DAEŞ’in batılı liderlerin tasarrufu ve istihbarat örgütlerinin organizasyonu ile kurulduğunu göstermekle kalmıyordu. Bunun yanı sıra aynı zamanda da DAEŞ’i kuranların Irak’tan sonra Suriye’ye, Suriye’den sonra da 2012 yılında Libya’ya soktukları ve de Libya ordusunun silahlarının da DAEŞ’li teröristlere verildiğini belgeliyordu. Tıpkı Musul’un DAEŞ’e teslim edilerek Irak ordusuna ait silahların aynı terör örgütünün eline geçmesinin sağlanması gibi.

Gelişmeler, Musul’un işgali, Suriye’yi saran DAEŞ terörü ve Libya’daki iç savaşın tezgâhlanmasının yanı sıra, İngilizlerin elinde olan dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Nijerya’nın, DAEŞ’in kolu Bokoharam eliyle nasıl çaresiz bırakıldığını ve boyun eğdirilmeye çalışıldığını da açık seçik ortaya koyuyordu.

DAEŞ NASIL MİLİTAN TOPLUYOR?

DAEŞ’i kuranlar nasıl militan toplayacaklarını da planlamışlardı. Bunu anlamak için hafızalarımızı şöyle bir yoklamamız yeterli olacak. Önce, Irak hapishanelerinde tutulan bir kişinin serbest bırakılarak 2006’da kurdukları DAEŞ’in başına getirildiğini hatırlayalım..

2010 yılı Ağustosunun son gününde bazı videolar paylaşıldı. Bunlar Amerikan askerlerinin, Iraklı kadın ve erkekleri asarak, çırılçıplak soydukları, sonra sıra ile tecavüz ettikleri, bunlar arasında 10-12 yaşlarında çocukların olduğu, çocukların gözü önünde anne babalarına tecavüz edilerek, başlarına alkol şişeleri vurularak öldürüldüğü, tecavüz ve cinayetlere dayanamayan kızların ölüm anları, üzerlerinde sigara söndürülüşü ve zevkten anırışları gibi insanı yazarken bile çileden çıkaran, kanını donduran, bu iblislerle aynı dünyayı paylaşmaktan bile utandıran görüntülerdi.

Buraya kadar olup biten şerefsizce eylemleri bir anlık zevk ve kudurmuşluğa vererek bir kenarda tutun. Peki, bu alçaklığı yapanlar bu rezaletlerini neden HD kameralara kaydederler?

Hadi saflık ederek, bu vahşeti kayıt etmeyi de ahmakça, narsisçe, şizofrence ve sarhoşluğun verdiği budalalık olarak niteleyin.

İyi ama bu kayıtların yapılmasından yıllar sonra bunları kim, neden servis eder?

Amerikalılar aptal ya da vicdana mı geldiler ki bu rezaleti, vahşeti, alçaklığı video paylaşım sitelerinde yayınladılar? Bunu yapanlar, kayıt altına alanlar ve yayanlar suç işlemiş, hatta ABD’nin savaş suçları için delil sağlamış olmazlar mı?

Elbette hepsini yapmış olurlar. Ama neticede katil de, savcı da, avukat ta, hâkim de aynı çete olduğu için bütün bunların üstü örtülebilirdi ve öyle oldu. Bundan dolayı ABD, ne UCM’de yargılandı, ne de ABD’de bu mesele ile ilgili etkili bir soruşturma yürütüldü?

Peki neden?

Bu videolar servis edilmeliydi, çünkü Müslüman toplumların içindeki tefekkür kabiliyeti olmayan, gaza gelmeye müsait, militan/terörist olma potansiyeli taşıyan ahmaklar bu sayede gaza getirilebilir ve DAEŞ’e katılması sağlanabilirdi?

Zira bu görüntüler kişileri hipnoz edebilecek dehşet manzaralarıydı. Bir Ramazan gecesinde mailime düşen bu videoları izlediğimde dayanamayıp “Kimyam bozuldu, insanlığımdan utandım” başlıklı bir yazı kaleme almıştım 6 yıl önce.

İşte dün Avrupa’nın kalbinde yaşanan terör saldırısı, bu görüntüleri bilip de harekete geçmeyen, izleyip de vicdanı sızlamayan, bundan haberdar olup da gereğini yapmayan, bu yetmezmiş gibi aksine üstünü örten, destek veren batının; Müslümanlara, insanlığa ve hatta kendine attığı bir kazık.

İşte bu yüzden dünyanın en korunaklı şehrinde terör yaşandı. Batı bu patlamalardan mutsuz mu? Sanmam. Zira bu yeni savaşları tetikler, yeni silahların satılmasına yol açar, yeni masumların ölmesini sağlar ve yeni yeni düşmanlıklara yol açar.

Zaten istedikleri de bu değil mi?

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*