Haberler

Sünnet İnkarcıları Ya Da Goldziher’in Çocukları

sunnet-300x165Ağır bir itham kabul edilecek olsa da ben, Sünneti yani Hadisleri inkar edenlerle Goldziher ve diğer inkarcılar arasında sıkı bir bağ var diyorum. İnkar!.. Bu yüzden bir taraftan “Müslümanız” diyen, diğer taraftan da kafirlerin fikirlerini delil kabul ederek İslam Dini ile savaşan insanlara yüreğim el vermese de “…Goldziher’in çocukları” demek zorunda kalıyorum.

1850 yılında Almanya’da doğan Ignaz Goldziher 72 yıllık hayatını başta Sünnet olmak üzere bütün İslamî İlimleri inkar etmek için harcamıştır. Yani bu adam inkarcıların en başında gelenidir.

Bu adamın ve diğer kafirlerin inkarlarının benim vatanımda taraftar buluyor olması, kabul edilebilir bir boyuttan çok çok büyük. Yani hem onların fikirlerini dillendirenleri imansız hale getirecek güçte hem de insanımızın imanına halel getirecek durumda.

Sünnet yani Hadis inkarı bir projedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’e dil uzatamadıkları için hadise (sünnet) saldırmışlardır. Sünnet ortadan kaldırıldığı takdirde, Kur’an anlaşılmaz hale gelecek ve ortadan kalkmış olacak. Kafirler bunu düşünerek, Sünnete saldırıyorlar.

Bu tehlikeyi görmeyen okur yazar ama kör olan bazı aklı evveller altın bulmuş fukara gibi o kafirlerin fikirlerinin üzerine balıklamasına dalıyorlar.

Bugün devletlerin yaptıkları anayasalar, onların yanında gerekli kanunlar yoksa, asla işe yaramazlar.

Kur’an-ı Kerim İslam Dini’nin anayasa kitabıdır! O anayasa kitabını bize tatbikatte kolaylaştıran ve Kur’an’ı anlamamızı sağlayan da Sünnet-i Rasûlullah’dır.

Sünnet’in inkarı Kur’an-ı Kerim’e açılmış dünyanın en büyük savaşıdır. Canımızı veririz, ama bu savaşa asla izin vermeyiz!

Bu kısa girişten sonra, Yahudi ve Hıristiyan Müsteşrikler’den derlediğimiz bazı İslam Düşmanları’nın düşüncelerini özetlemeye çalışabiliriz.

SÜNNET BAŞTA OLMAK ÜZERE İSLÂMÎ İLİMLERİ İNKÂR EDEN BAZI MÜSTEŞRİKLER

1- Ignaz Isaac Jehuda Goldziher (1850-1921)

Sünneti inkâr edenlerin başında, Ignaz Goldziher gelir. O, araştırmalarını 1889-1890 tarihinde Halle’de, Almanca olarak neşretmiştir. Muhammedanische Studien adlı iki ciltlik bu eserinde aşırı fikirler ileri sürmüştür. Bu sebeple eserine, İkinci İncil demişlerdir. Zira ondan sonra gelenler, bu eseri bir nevi İncil gibi kaynak edinmişlerdir. Eserin ikinci cildi hadîsle ilgilidir.

Goldziher, İmâm İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/742)’nin hadis uydurduğunu iddia etmiş ve birçok yanlış bilgilere yer vermiştir. Halbuki, Ömer b. Abdilaziz (ö. 101/719), İbn Şihâb ez-Zührî’nin topladığı iki bin hadisi defterlere yazdırmakla çoğaltmış ve merkezî büyük şehirlere göndermiş, böylece sahîh hadîsler muhafaza altına alınmıştır. Biz bu hadislerin yazmalarına sahip değilsek de, onlardan istinsah edilmiş nüshalara sahibiz. İbn Şihâb’ın bulunduğu senedler bu işin doğruluğunun şahididir. Kütüb-i Tis‛a’da İbn Şihâb’ın senedinde yer aldığı, Buhârî’de 84, Müslim’de 20, Ebû Dâvûd’un Sünen’inde 14, Tirmizî’de 7, Nesâî’de 12, Dârimî’de 31, Muvatta’da 43 hadis bulunmaktadır.

a- Goldziher’in Görüşleri

Biz burada önce Goldziher’in görüşlerini özet olarak, sonra biraz daha tafsilâtlı verecek, daha sonra da, tahriflerine işaret edecek ve kısaca yanlışlıklarını belirteceğiz.

Dr. Ali Hasan Abdülkadir der ki; Burada çok önemli bir mesele vardır. Onun hakkında tafsilat vermeyi uygun görüyoruz. Müsteşrikliğin tarihinin orta kesitinde aşağıya kaydedeceğimiz söz meşhur olmuştur. O da şudur:

Hadislerin ekseriyeti birinci ve ikinci asırda, İslâm’ın içtimaî, siyasî ve dinî gelişmesinin sonucudur.

Goldziher’in bu görüşü Doğu ve Batı’da müsteşriklerin yanında kabul gören bir netice olmuştur.

Derli toplu ve yaygın bu görüşü ve diğer görüşlerini kısaca izah edelim:

1- Hadislerin ekseriyeti, İslâm’ın ilk asrında gelişen içtmaî, 30 siyasî faaliyetinin bir neticesidir. Yani uydurulmuş haberlerdir.

2- İslâm’da öncülük yapan sahâbe ve tabiîn’in hadis uydurma işinde elleri vardır. Yani hadisleri onlar uydurmuşlardır. Biraz insaflı olan bunu söylemez. Ashâbın İslâmiyete bağlılığı böyle bir şeye imkân vermez.

3- Risâlet devrinden sonra mezhep sahipleri, hadislerin, mezheplerini destekleyen dayanak olmalarına müsamaha etmişlerdir. Hatta gerek nazarî ve gerekse amelî bir mezhep olsun, onun sahibi, görüşünü akaid, fıkıh, siyasî hatta ibadetlerde dahi karışıklık yapmadan hadislerle takviyesine karşı çıkmamışlardır.

4- Müslüman tenkitçilerin bakış yöntemi ile hadislerin çoğunun sahîhliğini kabul etmeyen yabancı tenkitçilerin bakışları farklıdır.

5- el-Kütübü’s-Sitte, sahiplerinin, şartlarına uyan sahîh hadisleri bir araya topladıkları kitaplar olarak, tasvir edilir.(1)

Bu beş maddede sayılanlar, Goldziher’in görüşlerinin özetidir. Onun kısaca ravilerle ilgili görüşlerinin müzakeresini yapmak istiyoruz.

b- Goldziher ve İbn Şihâb ez-Zührî

Müsteşriklerin reisi Goldziher, Tabiînin büyüklerinden ez-Zührî’nin hadis uydurduğunu Şiî tarihçi Ya‘kûbî’den nakletmiştir. Bu olay şöyle nakledilmiştir:

Emevî Halifesi Abdülmelik (ö. 65/685) ile Abdullah b. ez-Zübeyr savaş yapıyorlardı. Savaş sebebiyle dünyanın her tarafından gelen hacı adayları hac vazifelerini yerine getiremiyorlardı. Konuyu tam anlayabilmek istediğimiz takdirde, onu biraz daha açmak gerekir.(2)

Emevî Halifesi Abdülmelik, insanların harpler sebebiyle can ve malları emniyette olmadığı için, Kudüs’te, “Kubbetü’s-Sahra” adlı bir cami yaptırmış ve güya insanların bu camiyi tavaf etmelerini istemişti. Bu işin dinî tarafını da ez-Zührî’nin hadis uydurarak tamamlamasını emretmişti. Bu emrin gereğini, ez-Zührî, “Bineklerinizi ancak üç mescidi ziyaret için…”(3) hadisini uydurmak suretiyle tamamlamıştır;

Goldziher, bu bilgileri, Ya‛kubî’den almıştır. O, mezhep taassubuna takılmış, Goldziher de Yahudi taassubuna kapılmıştır.

Goldziher’in, Ya‛kûbî’den naklettiği bu olayın aslı şöyledir: Kudüs’te yaptırılan Kubbetü’s-Sahra’yı, Abdülmelik değil, oğlu Velîd yaptırmıştır. Nitekim az sonra olayın doğrusunu yazan tarihçileri vereceğiz. Onlara bakılmalıdır. İbn Asâkir (ö. 571/1176), et-Taberî (ö. 309/932),

İbnü’l-Esir (ö. 630/1233), İbn Haldûn (ö. 808/1406), İbn Kesîr (ö. 774/1373) ve daha başkaları, Kubbe’yi Abdülmelik’in yaptırdığını söylememiştir. Goldziher’in söylediği haberin, naslara muhalif olduğu görülmektedir. Bu delil, Goldziher’in kendi aleyhine de olabilir. Zira, hac yapsınlar diye bina yapmak insanı küfre sokabilir. Bir de, ez-Zührî, Hicrî 51 veya 58 yıllarında doğmuştu. Abdullah b. ez-Zübeyr, Hicrî 73’de ölmüştür. O sırada ez-Zührî 22 yaşında idi, yahut ihtilâf konusu olan yaşının göz önünde tutulması hâlinde, yaşının 15 olduğu ortaya çıkar. Bu yaştaki bir adamın şöhrete kavuşması uzak bir ihtimaldir. Onun bu şöhreti, Kâbe’nin yerine Kubbe’yi haccettirmeye yeterli bir delil nasıl olabilir?

Bineklerin hazırlanmasını emreden hadis, birçok kitapta ve farklı senedlerle bulunmaktadır. Meselâ, İmâm Müslim o hadisi üç yoldan rivayet etmiştir.(4) Goldziher ise, hadisin sadece el-Buhârî’de bulunduğunu söylemiştir. Halbuki hadis, el-Buhârî dışındaki kaynaklarda yer aldığı gibi, ez-Zührî’den başkaları da onu rivayet etmiştir.(5)

Yine bu hadisi, ez-Zührî, Saîd b. el-Müseyyeb’den rivayet etmiştir. Emevîlerin lehine olan bu hadisi Saîd nasıl rivayet eder? Zira Saîd, Emevîler tarafından dövülmüş, eza ve cefaya maruz kalmıştır.

2- Prof. Joseph Schacht (1902-1969)

Müsteşriklerin arasında Goldziher’den sonra, kitaplarına en çok itimat edilen bir kişidir. Onun, yaşayış ve düşünüş itibariyle sanki geçmiş devirlerden hâlâ ayrılmamış gibi irtibatı vardır. Yeni araştırmaların mahsulü yazma nüshaların ortaya koyduğu yeni keşiflere iltifat etmemiştir.

O, Goldziher’in ve Margoliouth’un terk ettikleri istidlâl metotlarını kabul edip uygulamaya gitmiştir. Bu uygulama, ileride izah edilecektir. Goldziher’den yaklaşık 60 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra fıkhî hadislerin kaynağında araştırma yapmış ve meşhur The Origins of Muhammadan Jurisprudence (Oxford 1950) adlı eserini yazmıştır.(6)

  1. M. el-A‛zamî, Menhecü’n-Nakd adlı eserinde, Prof. Schacht’ın Sîret’le ilgili bir metin üzerinde yaptığı tenkidin yanlışlıklarını ortaya koymuştur. Biz burada bir-iki misal vererek onun, bazı yanılgılarını belirtmeye çalışacağız.

Hadislerin sayısının yüz bin veya yedi yüz bin gibi sayılara ulaşması, senedi az farklı olanlarının yine ayrı bir hadis sayılması gibi durumlardan meydana gelmiş, bir rakam kalabalığının sonucudur. Hatta tefsirler ve İslâm tarihi, sîret kitaplarındaki mevkûf, maktu‛ hadisleri hadis sayarak, hepsini bir araya toplarsak, yukarıda adı geçen rakamlara ulaşılabilir.

Schacht, kitabında hadisler üzerinde dururken ileri gitmiş ve o kitabında sahîh hadîs yoktur, hatta fıkıhla ilgili hadislerin bir tanesi bile sahîh değildir, demiştir.(7)

3- Alfred Guillaume (1888-1965)

Bu Şarkiyatçı, İngilizce yazdığı ve The Traditions of Islam (Oxford 1924) adını verdiği eserini tamamen Goldziher’in kitabına dayandırmaktadır. Yeni bir şey getirmediğinden burada üzerinde durulmayacaktır.(8)

4- Aloys Sprenger (1813-1893)

Sprenger, müsteşriklerin arasında ılımlı, hakkı kabul eden bir şahıs olarak görülüyorsa da, “Über das Traditionswesen bei den Arabern” (ZDMG, X (1856), s. 1-17) adlı makalesinde, hadislerin şifahî nakil yoluyla geldiği hususundaki kanaati çürütmeye çalışmıştır. O, hadislerin Resûlullah’ın hayatında değil de, Hicrî 2. asrın başları gibi erken bir zamanda tedvîn edilmeye başlandığına dair birçok söz, delil toplamıştır. Onun gayesi, Goldziher’inkinden farklı değildir.

Sprenger’in Das Leben und die Lehre des Muhammad adlı eseri, Berlin’de 1869 yılında yayınlanmıştır. Eserin giriş kısmında, hadis çalışmaları ile ilgili bir hulasa yapmıştır.(9)

5- Prof. Hamilton Alexander Rosskeen Gibb (1895-1971)

Müsteşriklerin ileri gelenlerinden biri de Prof. Gibb’dir. Yazdığı Mohammedanism (London 1961) adlı eserinin girişinde şöyle demiştir:

“İslâm Dini, bir kısım prensipler ortaya koymuştur ki, bunların modern dünya ile uyuşması hiçbir zaman mümkün değildir”.(10)

Gibb’in çalışmalarında İslâm tarihi içinde vazgeçilmez unsur şeriattır. İlâhiyat ve fıkıh yönleriyle Kur’ân ve hadislerin yorumlarından oluşan bu alan, Gibb için önemlidir.(11)

Gibb’in İslâm anlayışı Edward Said tarafından tenkit edilmiştir. Said bu hususta şöyle demiştir: Gibb, çağdaş Arap ve Müslüman hareketlerini kutsallaştırmış, gelişmeyen bir İslâm telakki etmiştir. Edward Said’e göre Gibb, hiçbir şekilde inanmadığı için yanlış standartlar oluşturmuştur. Gibb ve benzeri oryantalistler, bunu, Filistin Kurtuluş Örgütü gibi grupları gözden düşürmek gayesiyle yapmışlardır. (12)

a- Prof Gibb ve diğer müsteşriklerin görüşlerinin İslâm inancına yönelik tehlikeleri:

1- Batı’dan kaynaklanan, Allah’ın yerine putların konması yani, Materyalizm’in öne çıkarılması.

2- Panislâmist ve milliyetçi hareketlerin Mehdî inancı yani, tebliği terk edip silâhlı mücadeleye girişilmesi.

3- İslâmî esasların dünyaya yönelik faydacı bir ahlâkla uzlaşıp tamamen dünyevî bir kisveye büründürülmesi.

Bu üç tehdidin cevabı, çeşitli kaynaklarda verilmiş olup, okuyucunun tafsilatı öğrenmesi için ilgili kaynaklara bakması tavsiye edilir.(13)

b- İslâmı sadece tarihî ve kültürel bir ürün olarak gören anlayışın üç belirtisi:

1-İslâm’ın özü ve talimi, Müsteşrik Gibb’e göre İslâm, modern dünya ile hiçbir zaman uyuşmaz.

2-Müslümanların inançlarını başka kültürlerden ödünç almaları.

Gibb ve diğer oryantalistler, Müslümanların tarihi ile Allah arasındaki bağı inkâr etmek ya da göz ardı etmekle kalmamışlar, İslâm’ın temel esasları ve vechelerini öteki kültürel geleneklerden ödünç aldığını savunmuşlardır.(14)

3- Ayrıca Gibb’in görüşüne göre İslâm’da orijinalite bulmak mümkün değildir.(15)

Bazı İslâm âlimleri müsteşriklere övgüler, methiyeler yağdırmışlardır. Bu durum, müsteşriklerin metotlarını iyice bilmemekten ileri gelmiştir.

6- Leone Caetani (1869-1926)

Aşırı giden müsteşriklerden biri de Caetani’dir. Caetani’nin Annali dell’ Islam adlı eseri iftiralarla doludur. Eser, 1905-1926 yılları arasında Milano ve Roma’da büyük boy 10 cilt hâlinde yayınlanmıştır. Bu tarih ve sîretle ilgili kitabı, Hüseyin Cahid [Yalçın] 10 cilt hâlinde Türkçeye çevirmiştir (İstanbul 1924-1927). Eserin hatalarını tashih için M. Asım Köksal, dört yüz sahifeyi aşkın bir reddiye yazmıştır (1986’da Ankara’da basılmıştır). Daha sonraları yazdığı İslâm Tarihi adlı geniş eserinde de yeri geldikçe Caetani’nin hatalarını göstermiştir.(16)

Burada adı geçen ve geçmeyen kafirlerle aynı safa düşen Sünnet İnkarcısı insanlar, bu durumu nasıl açıklayacaklar? Allah Teâlâ mahşer günü “Bana iman ettiğini ilan eden kulum! Sen bana karşı savaşan insanlarla nasıl oldu da aynı noktada bir araya geldin” diye sorduğunda ne diyecekler? Rasulullah’a açtıkları savaştan dolayı mahşerde ona nasıl bakacaklar?

 Muhammed Mücahid Okcu

KAYNAKLAR

  1. M. Accâc el-Hatîb, es-Sünne kable’t-Tedvîn, Beyrut 1980, s. 249-251.

(2) Sıbaî, Mustafa, İslâm Hukukunda Sünnet, çev. Edib Gönenç, İstanbul 1981, s. 191-192

(3) es-Sibâî, a.g.e., s. 191; Koçyiğit, Talât, “I. Goldziher’in Hadisle İlgili Bazı Görüşlerinin Tahlil ve Tenkidi”, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, XV (1967), s. 43-44.

  1. Bkz. el-Müslim, el-Hac 1338 (II, 415, 976). Bu hadisi Ebû Saîd el-Hudrî rivayet etmiştir. Ebû Saîd’in yerine Ebû Hüreyre’nin geldiği de başka bir senedde yar almıştır. Bkz. es-Sibâî, a.g.e., s. 219; Müslim, el-Hac 1397 (II, 1014).
  2. Ebû Dâvûd, el-Menâsik, 98 (II, 52, h.no: 2033).
  3. el-A‛zamî, Dirâsât fi’l-Hadîsi’n-Nebevî ve Târîhi Tedvînih, Beyrut 1992, Mukaddime.
  4. el-A‛zamî, a.g.e., Mukaddime.
  5. el-A‛zamî, a.g.e., Mukaddime.
  6. Aydınlı, a.g.m., s.3.
  7. Edward Said, Oryantalizm, çev. Nezih Uzel, İstanbul 1982, s. 63-64.
  8. Edward Said, a.g.e., s. 64.
  9. Edward Said, a.g.e., s. 66.
  10. Edward Said, a.g.e., s. 65-70.
  11. Edward Said, a.g.e., s. 72, 75, 81.
  12. Edward Said, a.g.e., s. 63, 64, 72, 73.
  13. Köksal, M. Asım, İslâm Tarihi, Ankara 1966, VI, 66.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*