Breaking News

Türkiye’nin 2023 Hedefleri ve Önündeki Devasa Direnç: BÜROKRASİ!

mustafa-alpay-2023-hedeflerinin-onundeki-en-buyuk-engel-burokrasi12012 ‘All World Zirvesi’ne katılmak üzere ABD’de Harvard Üniversitesi’ne davet edilen ‘Dünyadaki ilk 100 girişimci’ arasında yerini alarak büyük bir başarıya imza atan işadamı ve Düşünme Zemini sitesi yazarlarından olan Mustafa Alpay, Türkiye’nin 2023 hedeflerinin önündeki en büyük engelin ‘bürokrasi’ olduğunu belirten “Türkiye’nin 2023 Hedefleri ve Önündeki Devasa Direnç : BÜROKRASİ” başlıklı bir yazı yazdı.

İşte o yazı:

Devlet kayıt dışı ile mücadele etmek için memur sayısını arttırırken diğer taraftan da küsen vatandaştan vergi türü gelirler de tahsil edemediğinden mevcut giderleri karşılayamayacak duruma gelecektir. Bu duruma ise ilk tepkisiyeni vergiler ihdas etmek olacaktır, oysa bu asla yapmaması gereken bir tepkidir. Bu hamle ile devlet denen devasa mekanizma işlemez hale gelecek ertelenemez giderleri karşılıksız para ile karşılayacağından enflasyonu da körükleyecektir.

Değişim çabası içinde bazı kurumlar kaldırılırken aynı bürokratlarla yeni oluşturulan kurumlar işletilmeye çalışılmış ama istenilen netice bir türlü alınamamıştır, bu uygulama bürokraside tabela değişikliği şeklinde olduğundan aynı iltimas ve rüşvet hastalığı tedavi edilme yerine daha da yaygınlaşmış hatta kurumsallaştırılmıştır.

Bürokrasi tabii ki İbn-i Haldun döneminden de binlerce yıl eskiye dayanmakta. Ancak o’nun döneminde de kabul edilebilir sınırların ötesine geçen bürokratik oligarşiye yorum yapan İbn-i Haldun izahatında milletlerin yükselebilmesi için gerekli olan şartları sıralarken, “özel mülkiyet hakları ve girişim özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, barış ve güvenlik, düşük vergi, daha az bürokrasi” sıralamasını yapmıştır.

İnsanlık tarihiyle beraber yeryüzünde insanlar birçok yönetişim yöntemlerini denemiştir. İnsanoğlunun yaşam belirtilerinin işaret verdiği birçok yerde yapılan kazı çalışmaları ve yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilere göre bürokratik bir örgütlenme biçimine var olan şekliyle henüz rastlanmamıştır.

İlkel toplumlarda kan bağına dayalı sosyal ilişkiler kademeli dallanmalara gerek duyulmadan hayatın idamesine yeterli görülmekteydi. Ne zaman ki toplumlarda ihtiyaçlar ve ilişkiler olağan artışlar göstererek büyümeye başladı, işte o süreç olumsuz etkileri de beraberinde büyütmeye başladı. İnsanoğlu birbirine bağımlı ilişkileri uyum içinde çözebilme düzeni oluşturma ve bunun neticesinde birlikte yaşamı kolaylaştırma yönünde çabalar da kademeli bir düzen ihtiyacı ortaya koydu, gelişen bu düzenin adına bürokrasi bütününe ise devlet düzeni adını verecekti.

İşte bu beraber yaşamın birçok avantajlarının yanında dizginlenemez bir keşmekeşi de beraberinde getiriyordu, aşılması gereken karışık sorunları aşmaya çalışan toplumlar bu yapılanma sürecinin idari kısımlarında üst yöneticiye ulaşmadan çözülebilecek sorunları alt kademede çözmeye çalışmaktaydı. Daha girift sorunları ise daha üst yönetimlere havale yolu ile kademeli ünvan ve rütbeli kurumları oluşturma gereği duymuşlardır, bu durum ise bürokrasinin oluşmasında ve uygulamasında en geçerli ana sebep olarak ortaya çıkmaktaydı.

İbn-i Haldun’ un ortaya koyduğu şartlara dönersek, devamında “daha küçük etkili bir ordu, üretim ve ticarete hükümetin bulaşmaması, hükümet tarafından etkilenmeyen fiyatlar, piyasalarda tekelleşmenin önüne geçecek bir kural, istikrarlı para politikası ve bağımsız para otoritesi, büyük nüfus ve geniş pazar, yaratıcı eğitim ve ortak sorumluluk” şeklinde sıralamaktadır.

Yukarıda gerekli şartlar arasında saydığı daha az bürokrasi önemli bir başlıktır. Çünkü daha fazla bürokrasivatandaşla devlet arasına mesafe koymakta bu mesafe de devlete ulaşmakta güçlük çeken vatandaşı canından bezdirmekte, canından bezen vatandaş ise bazen geçici olarak bir müddet devletine küserken bazen da bu küskünlük vatandaşla devlet arasına derin bir çizgi çizmektedir.Vatandaş devlete küstükçe devlet ile vatandaş arasındaki bürokrasi duvarının kaldırılması bir tarafa görünmeyen bir güç tarafından daha da yükseldiği geçmiş tecrübelerle sabittir.

Bu yükselen duvar arkasında kalan ve devletine küsen vatandaş devletten hizmet beklentilerinden vazgeçer bu vazgeçiş devlete iş getiren vatandaşsayısında hissedilir bir oranda azalma yönünde seyreder, buna ters orantılı olarak kayıt dışı artış gösterir. Bürokrasi ile işini yürüten vatandaştan nemalanan (resmi olarak maaş) bürokratların da gelirini tüketir.

Bürokrasinin asıl kuruluş mantığı vatandaşın işini kolaylaştırmak, bilmediği ve tıkandığı konularda vatandaşın önünü açmak niyeti olsa da bu işlemler aşamasında devlet, kendi hükümranlığı dâhilinde ki sınırları içerisinde olup bitenden haberdar olmaktadır.

Bu sirkülasyon içinde devletin görevlendirdiği memurun da maliyeti yapılan iş ve işlemlere cüzi harçlar ekleyerek verilen hizmetin getirileri ile karşılanmaktadır. Bu harç ve vergi türü getiriler ise çalışanlarına maaş, döner sermaye v.s adı altında resmi olarak ödenmektedir, işin özünde devlet işi belli bir düzen içinde yürütmek için işletme (kurum) kuran taraf konumunda, vatandaş ise iş getiren müşteri konumundadır.

Asıl sıkıntı yoğun ve oligarşik bürokrasi ile kaybedilen müşteri (vatandaş) sayısında görülen eksilme sonrası başlayacaktır, altından kalkılamayan mevzuatlarla devletine küsen vatandaş kayıt dışına kayarak işini yürütmeye çalışacaktır. Diğer taraftan bu işler için görevlendirilen, yapmaları gereken işlerini de yapmayan veya vatandaşa zulmederek işi erteleyen memurların maaşı da ödenmeye devam ettiğinden devlete yüklenen maliyet daha da artacaktır.mustafa-alpay-2023-hedeflerinin-onundeki-en-buyuk-engel-burokrasidir

Bu duruma karşılık devlet hem kayıt dışı ile mücadele etmek için memur sayısını arttırırken (devlet için ek maliyet) diğer taraftan da küsen vatandaştan vergi de tahsil edemediğinden mevcut giderleri karşılayamayacak duruma gelir. Devletbu duruma tepki olarak yeni yeni vergiler (yine vatandaş için ek maliyet) ihdas eder, oysa bu asla yapmaması gereken bir tepkidir.

Bu hamle ile devlet denen devasa mekanizma işlemez hale gelecek maaş artışı istenilen düzeyde arttırılmayan memuru memnun etmeye çalışan devlet yönetimi karşılıksız para ile enflasyonu yükselterek (top yekün ek maliyet) vatandaşa yeni bir eziyet başlar.

Vatandaştan nemalanan resmi maaşı enflasyonla eriyen memur gayrı resmi (rüşvet v.s) kazanç peşine düşer oda yetmezse iş bitirme rayici oluşturan aracılar peydahlanır ve vatandaşla devletin arasındaki sempati kopma aşamasına gelir işte bu durumda devletin meşruiyet sorunu başlar. Görülüyor ki bürokratların kendini devlet yerine koymasıyla devleti koruyup kollamayı düşünürken, devletin çöküş sürecini başlattığının farkında bile değildir.

Bürokratların kendini devlet yerine koyması yeryüzünde yıkılmaz denilen imparatorlukların sonunu hazırlayan çok ciddi bir hastalıktır, Osmanlı devleti de bu hastalığa yakalandığı için dağılmıştır. Osmanlıda bürokratik oligarşizim en belirgin etkileri 18’inci yy. hissedilmiştir. Bunu gören II. Mahmud, Osmanlı idarî sisteminde işlemeyen kurumları ya ortadan kaldırmış ya da yetkisini bölmek suretiyle etkisini azaltma çabası içine girmiştir.

Değişim çabası içinde bazı kurumlar kaldırılırken aynı bürokratlarla yeni oluşturulan kurumlar işletilmeye çalışılmış ama istenilen netice bir türlü alınamamıştır, bu uygulama bürokraside tabela değişikliği şeklinde olduğundanaynı iltimas ve rüşvet hastalığı tedavi edilme yerine daha da yaygınlaş hatta kurumsallaştırılmıştır. Sonucunda ise iktisadî gerileme yoluyla esnaf ve tüccar da gücünü kaybederek yabancı sermayeye mahkûm hale gelmiş dolayısıyla Osmanlının da sonu gelmiştir.

Bunu önlemek hamleleri arasında Avrupa’ya öğrenci gönderen Sultan II. Mahmud yeni bir açılım hamlesi yaptıysa da bu sefer de batı eği­timli ve Weberyan eğilimli bürokrasi olağanüstü güç kazanarak Osmanlı vatandaşını hizmete değer bulmamaya başlamıştır.

Sultan II. Mahmud ile başlayıp, Sultan Abdülmecid ile devam eden weberyan bürokrasinin etkileri 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile birlikte iktidar bürokrasinin, hatta askeri bürokrasinin eli­ne geçmiştir. Cephe savaşlarının yokluğuna rastlayan bu dönemde askerî, bürokrasi, siyasî hayata açıktan müdahaleye başlamıştır, bu müdahaleler ise kos koca imparatorluğu yıkılışa götürmüştür.

Osmanlı devletinin yıkılışında bürokratik oligarşinin etkisi en yüksek frekansta hissedilmiştir. Yıkılışta etkili olan aynı bürokratik oligarşi cumhuriyetin kuruluşunda da kaçınılması veya frenlenmesi yerine en fazla medet umulan ve daha da güçlenen kurumlar silsilesi olarak halen hayatımızdadır. Bu gizemli illetin vahametini günümüzde de en yüksek şekilde hissetmekteyiz. Hatta en yetkili makamın haykırdığı, “bürokratik oligarşi ile savaşım devam edecek” diyen bir devlet başkanının isyanına neden olan, devletin gelişiminin ve 2023 hedeflerinin önünde ki en büyük direnç olan bu gücün enerjisi vatandaşa tahakküm yönünden kısılarak vatandaşa hizmet yönüne harcanmadıkça hayallerimizi hayata geçirmekte daha çok zaman kaybedeceğiz.

Sonuç itibariyle İbn Haldun’un, “yenilenler, yenenleri taklit ederler” sözlerindeki tarihsel sürekliliğe işaret ederek “yenilenler kulvarından çıkmak ve bu kangren illetten kurtuluş çareleri için beyin jimnastiği yaparak hep birlikte normalleştirmeye çalışmak boynumuzun ve kalemimizin borcudur.

Gelecek sayımızda bu konuya biraz daha değinmek lüzumunu hissediyorum. Daha aydınlık bir gelecek için geribildirimlerinizi bekliyorum. Selam ve dua ile hoşçakalın.

Kaynak: dusuncezemini.com

 

Check Also

Gülen Deccal mi? Şok benzerlik!

FETÖ lideri Fetullah Gülen ile birçok Hadis’lerin uyuşması dikkat çekiyor. 1- Deccal kendini ilk önce …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook Auto Publish Powered By : XYZScripts.com